22 Eylül 2015 Salı

Rıza'nın Dezenfekte Edilemeyen Savunması

         
            Kararlaştırılan saati henüz geçmişken Rıza ve Şükran olmaları gereken ağacın altında,olmaları gereken ağaç sandalyelere oturmuşlardı.Şükran daha erken gelmiş olmanın gururuyla sigarasını yakmıştı bile.Saçlarının anason kokusu henüz gitmemiş,android bir rüzgar bekliyordu dalgalanmak için.Çok az görüşmelerine rağmen paylaştıkları güzel bir dostlukları ve herkesten gizledikleri bir sırları vardı.Birbirlerine portakal kabuğundan sızmış gülümsemelerle selamlaşıp sarıldılar.Hal hatır  sorma faslını kısaca geçtiler.Ne değişebilirdi ki hayatlarında.Belki Şükran’ın saçları uzamıştır belki de elleri titriyordur biraz daha.Belki Rıza hala bir sıra gecesi mırıldanıyordur belki Uyar okumayı bırakmıştır.
          İki bira söyleyip deruni bir muhabbete koyuldular.Bölüp paylaşmaya şarap şişesinden başlanılmıştı yıllar önce.Şimdi ise biriktilip aktarılması beklenen öğretilerini rum ezgileri eşliğinde masaya teker teker Edip’ce koyuyorlardı.Rıza aylardır kimseyle bir şey paylaşamamış olmanın eksikliğini inkarla aşıyordu.Sığındığı balkon artık yavaş yavaş genişlemiş ve rahatlamıştı.
          Şükran onca zaman üstüne değişmemiş ama bir hayli yorgun gözüküyordu.Taze bir yorgunluk değildi bu.Taze bir yorgunluktan çok Tanrı’ya pınarlarını kurutmuş,annesine şükranlarını unutmuşcasına birikimli bir yorgunluktu.Tavuskuşu kovalayamamış olmanın ezik bakışlarını kaçırıyor bir yandan da neden tavuskuşu kovalaması gerektiğini sorguluyordu.
          Güncel olay ve acılara hiç bulaşmadılar.Serin kelimeleri hiç almadılar ağızlarına.Bir kaç absürd acıya gülümseyip geçiştirdiler yersiz anlattılar birbirlerine.
          Şükran iyi bir kadındı.Rıza’ya kalsa ‘Şükran güzel karıydı.’.Sevgili Madak kadar bükülmediyse  boynu hala hayal kurabilmesini unutmamış olmasındandı.Rıza’ya kalsa ‘Şükran umudu tükenmez bir karıydı.’
         Rıza kara bir adamdı.Yüzü,elleri,fikri...Şükran’a kalsa ‘Rıza aydınlık kokan bir adamdı.’Rıza aydınlık ko-r-kuyordu.Rıza’nın umudu karaydı.Şükran’a kalsa ‘Rıza umudu filizlenecek bir çocuktu.’
O kadar şeyden bahsettiler de Şükran durdu:
-Anlatsana,kadın varken neden karı?
         Rıza düşünmek istedi o an.Saatlerce,günlerce,karanlıkta,balkonda.Kabalığına verip geçiştirmek istedi mevzuyu.Ki böyle de dese Şükran da Rıza’nın çevresi de bunun kabalığından olduğuna inanırlardı.Zaten karşı cinsten karı  diye bahsetmek kara bir beyinden,kaba bir heriften beklenirdi ancak.Şükran  hala cevap bekliyor masanın üstünden hiç kıpırdatmadığı  sağ dirseğini sol eliyle tutmuş,parmakların arasından karı değil kadın olmanın gururuyla dumanını çekiyordu.
 ‘Bak cancağzım,karı kelimesi eril metabolizmanın ağır romantizmini barındırır içinde de kimse bilmez.Bize öğretilen karı-koca ikilemesinden başka da kullanım alanı bırakmamıştır öz türkçeci abiler.Bir erkeğin eşinden bahsederken falancanın karısı deriz.Tüm kullanım alanı da budur.Ama biz bozkırda yetişmiş gelenekselci ailelerin kentsel dönüşümle denizelliğinin tadına varmış çocuklar olarak biliyoruz ki o falanca korumacıdır.Falanca karısını sever-sayar.Karı falancanın her şeyidir.(Ve ne yazık ki şeyler hala ayrı yazılmakta.)Önce falancayı doğurandır karı.Sonra falancayı öpüp okşayandır karı.Ben de bundan mütevekkil diyorum ya ha kadın,ha dişi,ha karı;doğurganlığını,şefkatini,kutsallığını kaybetmeyen canlıdır.Kaba bir kelimeyle ötekileşmez kadın.Bütün kadınlar ne kadar güzel, ne kadar kutsalsa o kadar da karıdır.’’
Diyemedi diyemez de Rıza.Beyninden geçen kelimeleri saatler,günler,karanlık ve balkon çerçevesinde tarttı ve son yudumuyla son nefesini aynı ana getirmeye özen göstererek:
-Bak cancağzım karı olmak bizatihi sansasyoneldir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder