10 Mayıs 2017 Çarşamba


  Döşüne zemheri ayazı vura fey, ne zormuş...

20 Ocak 2017 Cuma

Senle Ben , Şeyh Tek


 



Şeyhim beni ikinci milenyuma sabitle.
Boğumlanmış tellerim kopmadan  az önce.
Zaman dediğin uyduruk bir kavram,
ağabey bırak, bükme.
ene’l-hakk , hallacı mansur , ağabey.


Ne zaman var ne ab-ı hayat şeyhim.
Ölüm büyük ceset, ölümsüzlük cehalet.
Leyl-u nehar ,tavus kuşu ,devletin bekası.
her zaman kahhardır kahhar, ağabey
surlarımıza şişman düşmanlar yanaşmış.

Şeyhim serap dediğin kendi gerçekliğimiz;
illizyon zaten ellerimiz.
Aşk dediğin bir doğrudan ibaret ,dosdoğru.
Kimbilir nedir kozmozda ki görevin , ağabey
önüne geçeriz Aylanlar’ın, boğulmaların,vurulmaların.

Şeyhim ne acı babam da kara listede.
şeyhim çok acı adın kara listede.
huzursuz yazlar, Kemal Sunal'sız filmler,Neşet Ertaş'sız türküler.
daha neyi açamayayım, açamayasın, açılmasın.
Zeki müren benim babam , ağabey.

Şeyhim  ne uzun bir maraton oldu bu havva anayla.
Nefes al , nefesini müdafa aman.
takiyenin dibinde subliminal bir aşk.
Sadece çocuklar ölümsüzdür,
Şeyhim kainatı bulamadım.

5 Ocak 2017 Perşembe

masumiyet

Sanrı
yaşadığın , duyduğun ve hepsini sandığın.
Ve serbest çağrışımla Tanrı.
uzağın tarifi yok
salkımın üzümü.
iplikten düşen menekşe gölgesi
ve taviz vermeyen rezil ses.
sapkın sakaldan utanç
ince telden utanç.
sana değil yola
ve sola.
yüzlerce, binlerce adım.

25 Eylül 2016 Pazar

BOZKIRIN TEZENESİNE SELAM OLSUN

            


   
   Sevda adı altında çok şarkılar dinledik,söyledik.Aidiyet duygusuyla bağlanıp,rakı eşliğinde karşımıza oturttuk.Şimdi dönüp bakınca ne biz aşık olmuşuz ne de sevda denilen leyl-u nehar duyguya ulaşmışız.Hele şu cümleyi bildiğimden bu yana zaten sevdanın günümüzde yaşanamayacak kadar ilkel bir duygu olduğuna inanıyorum.''Yazman gurban oluyum, sevda sırrınan olur.'' Saklayabildiğimiz hiçbir cümlemiz , hecemiz, kalmamışken nasıl olur da sevdadan bahsedebiliyoruz.Bir röportajında muhabir sıkıştırıyor ustayı ve soruyor:
-ilk ne zaman aşık oldun? diye
.

-13 yaşımda. Yozgat'taydık, mahallenin kızıydı. O'na bi türkü havalandırdıydım.
Akabinde kızın adını da söylemiş ama sonra pişman olmuş ve eklemiş:

" Yazman gurban oluyum , sevda sırrınan olur. "

14 Mart 2016 Pazartesi

Pırasa

ah pırasa saçlım
deli olmuş aheste rüzgarsın
bilirim gökyüzünden de düşmezsin
tüm haberleri almazdan evvel
burdaydın.
gördüm.

kasvetli tapınaklarda boy göstermişsin beş vakit
ilahi kudreti nakşetmişsin  kabilde bir taşa
duydum.
göktengri derler birine tükürmüşsün
donatelloya poz vermişsin Siena Katedrali'nde
okudum.

burdaydın bir kaç uyku önce.
bu oda da telafi ediyorduk kaçan uykularımızı
hatırlıyorum.
uykuluydun ve pırasa gibiydi saçların.
bekliyorum.

Nefret Oyunu

Gözümde hep ucuz bir sakız gibi kalacaksın.
Yazdığın onca uzun şeye rağmen
ben hep kısa baktım,
kısa yazdım.
Uzun sustum.
Hakkettiğin tüm nefretimi yitirmeden
gözlerimi büyüte büyüte
 hala tekrarlıyorum.
Hayatımda hiçkimseden
nefret etmediğim kadar nefret ediyorum
senden,
deliren beyninden
tıkayan sesinden
delirten gözlerinden.
Sevgi kolay şey
Nefret en zor olanı.
Nefret yıllarında , bomba sesleri
kül kokularıyla anacağım seni.
Soysuzlara küfür ettiğim gibi
unutmadan nefretle bileceğim ismini.

12 Ocak 2016 Salı

ağrı

İnsan en çok kendinden nefret  ediyor
 düşünmeye meyledince.
Düşünmeye meyletmek
korkaklığının kokusunu odaya yayıyor.
Oda kendini evrene açıyor.
Evren tüm kapıları tekrar kitaplara sığdırmış.
Kapılar kilitli sevgilim.
Beyni üşür mü insanın?
Benim beynim üşüyor fakat külüm titriyor.
Türkübazlar hokkabaza dönmüş,
 en iyi nasihati yine sarhoşlar veriyor.
Tedarikli çıkamıyorum yola ,
sevgilim benim beynim üşüyor
 ben sana uslanıp susuyorum.
Ölü toprağını atamıyorum harflerimin.
 Her hecem
 uçsuz bucaksız bir çölün kuyusunda
 boğuluyor.
Teker teker üşüyecek beynimiz
de saçlarımız dallara tutunmuş ağlıyor.
Tepe taklak olmak ne demek bilmiyorum
 ama bulduğum her tavus kuşunu kovalıyorum.
İnsan kendinden kaç kere vazgeçer?
Kendinden bir kere geçmiş bir adam sonra nereye geçer?
 Bu ilüzyon kaç boyutlu sevgilim?

22 Eylül 2015 Salı

Rıza'nın Dezenfekte Edilemeyen Savunması

         
            Kararlaştırılan saati henüz geçmişken Rıza ve Şükran olmaları gereken ağacın altında,olmaları gereken ağaç sandalyelere oturmuşlardı.Şükran daha erken gelmiş olmanın gururuyla sigarasını yakmıştı bile.Saçlarının anason kokusu henüz gitmemiş,android bir rüzgar bekliyordu dalgalanmak için.Çok az görüşmelerine rağmen paylaştıkları güzel bir dostlukları ve herkesten gizledikleri bir sırları vardı.Birbirlerine portakal kabuğundan sızmış gülümsemelerle selamlaşıp sarıldılar.Hal hatır  sorma faslını kısaca geçtiler.Ne değişebilirdi ki hayatlarında.Belki Şükran’ın saçları uzamıştır belki de elleri titriyordur biraz daha.Belki Rıza hala bir sıra gecesi mırıldanıyordur belki Uyar okumayı bırakmıştır.
          İki bira söyleyip deruni bir muhabbete koyuldular.Bölüp paylaşmaya şarap şişesinden başlanılmıştı yıllar önce.Şimdi ise biriktilip aktarılması beklenen öğretilerini rum ezgileri eşliğinde masaya teker teker Edip’ce koyuyorlardı.Rıza aylardır kimseyle bir şey paylaşamamış olmanın eksikliğini inkarla aşıyordu.Sığındığı balkon artık yavaş yavaş genişlemiş ve rahatlamıştı.
          Şükran onca zaman üstüne değişmemiş ama bir hayli yorgun gözüküyordu.Taze bir yorgunluk değildi bu.Taze bir yorgunluktan çok Tanrı’ya pınarlarını kurutmuş,annesine şükranlarını unutmuşcasına birikimli bir yorgunluktu.Tavuskuşu kovalayamamış olmanın ezik bakışlarını kaçırıyor bir yandan da neden tavuskuşu kovalaması gerektiğini sorguluyordu.
          Güncel olay ve acılara hiç bulaşmadılar.Serin kelimeleri hiç almadılar ağızlarına.Bir kaç absürd acıya gülümseyip geçiştirdiler yersiz anlattılar birbirlerine.
          Şükran iyi bir kadındı.Rıza’ya kalsa ‘Şükran güzel karıydı.’.Sevgili Madak kadar bükülmediyse  boynu hala hayal kurabilmesini unutmamış olmasındandı.Rıza’ya kalsa ‘Şükran umudu tükenmez bir karıydı.’
         Rıza kara bir adamdı.Yüzü,elleri,fikri...Şükran’a kalsa ‘Rıza aydınlık kokan bir adamdı.’Rıza aydınlık ko-r-kuyordu.Rıza’nın umudu karaydı.Şükran’a kalsa ‘Rıza umudu filizlenecek bir çocuktu.’
O kadar şeyden bahsettiler de Şükran durdu:
-Anlatsana,kadın varken neden karı?
         Rıza düşünmek istedi o an.Saatlerce,günlerce,karanlıkta,balkonda.Kabalığına verip geçiştirmek istedi mevzuyu.Ki böyle de dese Şükran da Rıza’nın çevresi de bunun kabalığından olduğuna inanırlardı.Zaten karşı cinsten karı  diye bahsetmek kara bir beyinden,kaba bir heriften beklenirdi ancak.Şükran  hala cevap bekliyor masanın üstünden hiç kıpırdatmadığı  sağ dirseğini sol eliyle tutmuş,parmakların arasından karı değil kadın olmanın gururuyla dumanını çekiyordu.
 ‘Bak cancağzım,karı kelimesi eril metabolizmanın ağır romantizmini barındırır içinde de kimse bilmez.Bize öğretilen karı-koca ikilemesinden başka da kullanım alanı bırakmamıştır öz türkçeci abiler.Bir erkeğin eşinden bahsederken falancanın karısı deriz.Tüm kullanım alanı da budur.Ama biz bozkırda yetişmiş gelenekselci ailelerin kentsel dönüşümle denizelliğinin tadına varmış çocuklar olarak biliyoruz ki o falanca korumacıdır.Falanca karısını sever-sayar.Karı falancanın her şeyidir.(Ve ne yazık ki şeyler hala ayrı yazılmakta.)Önce falancayı doğurandır karı.Sonra falancayı öpüp okşayandır karı.Ben de bundan mütevekkil diyorum ya ha kadın,ha dişi,ha karı;doğurganlığını,şefkatini,kutsallığını kaybetmeyen canlıdır.Kaba bir kelimeyle ötekileşmez kadın.Bütün kadınlar ne kadar güzel, ne kadar kutsalsa o kadar da karıdır.’’
Diyemedi diyemez de Rıza.Beyninden geçen kelimeleri saatler,günler,karanlık ve balkon çerçevesinde tarttı ve son yudumuyla son nefesini aynı ana getirmeye özen göstererek:
-Bak cancağzım karı olmak bizatihi sansasyoneldir.

17 Eylül 2015 Perşembe

kördüğümlü şiir



Hangi yatırılmamış aidatın faturasıyız
hangi asma kapıdır tekmelenmeyi bekleyen
çürüttüğümüz elma ne kokuyor ki şimdi sana
bizi korkutan ölüm değilse ne
ansızın intihar fikriyle uyanmıyor muyuz
ansızın zehirlenmek arzusuyla uyumuyor muyuz
hangi çölde üşüdük de yorganımızı bedeviler yaktı
hangi çöldü bedevilerin kutup ayısı düzdüğü.
hangi düzlükte tırnaklarını kestin rızanla.
 tükürdüğün duvara uyar’ı kazımışlar
oysa biz süreya’cıyız cancağzım
ahmed arif kadar yoksul yaşamadıksa da
bir o kadar sevdik ankara’yı.
bir heykeli dikilmeyecek kadar küçük henüz loblarımız
ve asla bitmek bilmeyen laglarımız.

hangi kahvenin içilmemiş oraleti
oynanmamış tavlasıyız.
hangi kadehte kaybettik tesbihin imamesini?
katılıyorum sana;
zaman ve toplumdu bizi bize kıran ve
bir  o kadar kılan.
bir geminin içinde sakarya caddesi sularında
soğuk bir ayaz.
hangi cepti ki ellerimizin sığmadığı.

kurumadık daha biliyoruz
hala tabakaya koyulabilecek tatta tütünüz
hangi çarşaftır bizi reddecek.

hangi acıya acı diyebilirim ki
cizire de gömülmeyi bekleyen soğuk cesedi bildikçe
hala slogan atan ölü çocuklarımızı duyarken
hangi umuttan bahsedeyim.

yani diyeceğim şu ki
hangi belirsizlik içinde doğduk biz
hangi filozoftu tanıdık çıkan
biz yalan dolanla avutulmuş
bir jenerasyonun yeni yetme yunuslarıyız
diyemesem de avun bunlarla.
biz yalanlarla avunmayı iyi biliriz.
neylersin ,
insan olmak  tabirsiz kalmaktır.

her geçen gün
tüm çıplaklığı vururken yüzümüze
nasıl da hala idealist hala güzeliz
baksana
sokağa.
turkuaz çemberimizin dışına çıkamıyoruz
çıkmıyoruz
çıkamayacağız
tüm ezgilerin anısına yine sokağa
hep sokağa
hep yalancı
hep avunmuş
hala titrek
belki korkak
ama eğik
ama dimdik

belki sevişmeyiz bir daha
da
sahi hayat kısa bir bakışma değil mi?

13 Eylül 2015 Pazar

Rıza'nın Dezenfekte Edilecek Acıları - I -

       
          Aynaya baktı Rıza önce. Ortalık temiz görünüyordu. Anlaşılan Katinka sürtüğü bu sabah temizliği yapmış dedi aynaya.Saçları haddinden fazla uzamış,bıyıkları niçelerini geride bırakmış gibiydi.Burnunu baş parmağı ile işaret parmağının arasına alıp  aynadaki Rıza’ya ‘siktir olup gidelim burdan’dedi.Çeşmeyi açıp avuçlarını suyla doldurdu ve acımasızca yüzüne vururken gidelim dedi.Burda çok sigara içiyorum dedi kendi kendine.Hadi içki beleş de sigaraya para yetiştiremiyorum siktir olup gidelim dedi aynadaki parlak gözlere.Arkada kahvaltı yapan Sami’nin yanına doğru yürüdü   Sami Rıza’nın geldiğini görünce bir yudum süt alıp ağzını çalkaladı.
-baboş dedi.Hadi siktir olup gidelim burdan.
-dur  be olum yaşıyoruz ne güzel dedi Rıza.
         Sami her zaman yaptığı gibi bir vay ben senin bıyıklarını sikeyim bakışını attıktan sonra kahvaltısına  dönerken homurtuları devam ediyordu.Rıza Sami’nin hatır için girdiği bokun farkındaysa da burda kalmanın onu rahatlattığının farkındaydı.Radyodan yükselen Kerkük türküsüne kulak kabartmıştı.Bara girerken Kazım’ın uyukladığını farkedip:
-Bi gün de uyanık ve ayık göreyim seni gurban olim Kazım dedi.Kazım duymamış ama anlamış edasıyla:
-yok be abi yoruldum dedi
Ben de yoruldum amına koyim.Ben de.Fredy Kruieger kılıklı herifi,anasını yerden bitme oğlunu, köpekten başka her sikime benzeyen Karabaş kılıklı Lucky’i görmekten kendini adam sanan ama tiranvari kararlarından vazgeçmemek uğruna çevresine hayatı zindan eden Tarkan’ın meymeret yoksunu suratını görmekten.. Ben de yoruldum amına koyim! diyemedi.Arkasına dönüp:
-Sami, bu heisenberg ibnesinin belirsizlik ilkesi neydi la diye bağırdı.Sami bir gece öncesinde sanki hiç saatlerce rakı masasında heisenbergi tartışmamış gibi:
-Onu da sikicem bekle, gidiyoz mu dedi.
-git git gitmeyeni sikiyolar dedi Kazım yeşil gözlerini belerterek.
-nereye gidicez la sanki gidecek çok yer var gibi konuşma bana.
-balkona gidelim baboş,yatarız , içeriz.
-Sanki burda yatıp içmek dışında bir bok yiyoruz da .
Kazım’a baktı Rıza:
-Kazım, biz gidiyoz gardeş,biz gidiyoz dedi fısıltıyla.
Sami ayağa kalktı:
-hakkat mi la hakkat gidiyoz mu?
    Bi kaç saniye bakıştıktan sonra çantalarını toplamak için aheste aheste kendilerine yatmak için ayrılmış fakat hiç orada yatmadıkları depoya yöneldiler.Temmuz’un sinekli gecelerinde götlerini yayacak bir şezlong bulmaları yeterliydi sızmaları için.
                Çok geçmeden dış kapının önünde ikisi de arkalarından bakan Kazım ve Sebahat’e baktılar.Utançla karışık bir gururla el sallayıp birbirlerine bakıp ilk önce hangisinin dediği anlaşılmadığı bi şekilde hadi siktir olup gidelim sesleriyle ayaklarını tozlu yola sürterek sahil’e yol aldılar.
                Necip’ten bira alıp boş şezlonglara devrildiler.Neredeyse senelerdir her yaz geldikleri bu pıtraklı kasabadan  bu sene erken ayrılmaları müthiş bir sevince boğmuştu samiyi.Sami önlerinde ki rusları kesip birasını yudumlarken kitabına gömülmüş Rıza’ya biralarımız bitsin siktir olup gidelim dedi.Rıza gülüp kitabını okumayı devam ettirdi.
Yaklaşık çeyrek asırdır  sürekli siktir edilen bu iki adam artık kendi kendilerine siktir etmeyi keşfetmenin  keyfini ölesiye çıkartıyorlardı içten içe.
-selfie çubuklarını götüne soktuklarım dedi Sami sülale boyu foto çekinen şişman aileye doğru.Rıza:
-Küfretme be olum ,bi kere de küfretme.  Deyip kitabına gömüldüğünden 10 saniye geçmeden doğrulup gözlüklerinin üstünden Sami’ye baktı:

''ah minel-aşk ve'l halatihi diyor Arap.Yaşamışlar,yaşamışlar hepsini biliyorlar.Aşkın halleri sayısız.''.Üç kez üst üste okudu Rıza.Gözleri dola dola okudu.Gülümser’i hatırladığını anladı Sami.Ses etmedi.Rıza burnunu çekip Hadi siktir olup gidelim burdan dese de bi kaç bira daha alıp günü batırdılar hiç konuşmadan,ruslara bakmadan.Gülümser’in üstünden çok acılar geçmiş olsa da ''ah minel-aşk ve'l halatihi’’ diyordu hala Rıza’nın bok çuvalı kalbi.Aşkın kaç halini görmüştü ki Rıza.Ona kalsaydı aşkın hallerini katı,sıvı ve gaz hali olarak ayırırdı.Şüphesiz Sami de onunla dalga geçerdi.
    Şüphe yoktu Rıza’nın ağlayınca  gözleri yüzüne sığmayan  kız dediği gülümser’i gemisinde taşıyordu.Başka hiç bir şekilde tarif edememişti.
                Hava iyice kararınca çantalarını sırtlayıp sarhoşluklarıyla seke  seke asfalt ve toprak karışımı yola çıkıp yürümeye başlamışlardı.Sami çantasında ki rus vodkasını kapağına dökerek içmeye devam ediyordu.Gittikleri yol kendileri gibi yoktu.En fazla köyün camisine kadar gidip avluda yatabilecek kadar yolu biliyorlardı.Ama sami hala siktir olup gidicez diye şarkılar mırıldanıyor, yolun ortasında çılgın çıvgaralı dansını sergiliyordu.
- Rızaaaa diye bağırdı Sami.Dünya dönüyor Rıza,dünya dönüyor BIREMIN.