29 Haziran 2015 Pazartesi

arsızdır o hırsız olsa duramazsın

tuzun kuru,
havan batsın aysel.
gözüm kapalı
istanbul'da da değilim
orhan veli!
uyudum ha uyuyacağım.
rüya da istemez aysel.
saat geç de değil.
bar taburesinde de değilim teoman.
canım sıkkın da değil,
kafam hafif dumanlı da değil.
kaç zamandır hırsızım , aysel.

19 Haziran 2015 Cuma

Leyl-u nehar

Leyl-u nehar fey, leyl-u nehar
tüm serinliğiyle kelimelerin.
yalnız ama beraber tüm uykularımızla,
düşüncelerimden indiğim akdeniz sabahıyla,
hecen terketmiyor göğsümü.
hala  bir şehri kovalıyorum
leyl-u nehar fey.

Tasdiği beklenmeyen bir cam kenarında
bir çocuk telaşıyla izliyoruz insanlığımızı.
ölümden bahsedip yıkıyoruz ölümlüğümüzü.
yıkıyoruz ölümlüğümüzü,çitilemeden.
bir küçük çay bardağına düşüyoruz
rakıştığımız,
bir küçük koridora düşüyoruz ,
bakıştığımız.
zülfün çizmelerimde
leyl-u nehar fey.

Hissettiğimiz serin kelimelerin altını çiziyoruz.
kara bir çocuktan ders alıyoruz,
küle düşmeden kül oluyorum beyaz kirpiğinde.
ölmüyorum, ölmeyeceğim.
suçum, tavus kuşu beslemektir
tavus kuşu besliyorum
leyl-u nehar fey.

Çapaklarından akıyorum leyl-u nehar.
ellerinde sen oluyorum.
peygamber etmişim kendi nezdinde
gül kokuyorum sana
leyl-u nehar fey.

Meftun olan kalem değil kağıt,
müştak olan kalem,kağıt değil.
leyl-u nehar diyorum fey leyl-u nehar.
bir akşamüstü endamını özlüyorum.
rakıştığımız gözlerine
ağlaştığımız oluyor kürtçe.
değişen dünyada toplumu dışlıyoruz
leyl-u nehar.

duydum,bir fısıltıyla
ez te hez dıkım diyordun
tüm kürtlere diz çöktürüp.
değişen dünyada kaçıyoduk.
tek şey istiyorum
habib’im kal, leyl-u nehar fey.

17 Haziran 2015 Çarşamba

zuhuratın üstümde

bağışla,hatırlatmak durumundayım.
bir kitap borcun var bana.
mevsimi kaçmış bir karada
suda boğulmuş karıncanın ahı kalırsa,
bilirim ağlarsın.
bağışla,bir kitap borcun var bana.

aç kalmak üzere verilen yemin,
sayfalarca ve eksiksiz.
belki loş belki çok aydınlık çehren.
ama üzüleceksen de hatırlatmak durumundayım
bağışla, bir kitap borcun var bana.

tahammülü isyanda bırakmış riyakardır
yüz sildiğin havlu.
üstüne not yazılmış-yahut silinmiş.
unutmuşsundur
geçtim sabahlarından.
hatırlatmak durumundayım
bağışla,bir kitap borcun var bana.

konuşmasan da olur,bakmasan ağlamam
ağlayanı sakat atlar öpsün.
bebek turnayı görmüş
bebek turnayı öpmüş
bebek turnayı vuramamış
turnalar üstüne olmasa da olur
hatırlatmak durumundayım
bağışla,bir kitap borcun var bana.

vakti değil farkındayım,
konuşmamamız gereken çok önemli şeyler var yine
bıyıklarım ağzıma giriyor,
bir beyaz seni soruyor ,peynirsiz.
anlamayacakları bir dilde susturuyorum kendimi.
tahammülü isyanda bırakmış riyakardır
yüz sildiğin havlu.
üstüne not yazılmış-yahut silinmiş.
unutmuşsundur
geçtim sabahlarından.
hatırlatmak durumundayım
bağışla,bir kitap borcun var bana



pancar motoru sesini anımsıyorum,
babamı hatırlıyorum kuyubaşında,
annem bahçede ot yoluyor
çok zaman önce.
abimi kaya altında kalırken görmüştüm
çok küçükken düşümde.
bazı şeyler daha vardı ama unuttum.
sen unutma,hatırlatmak durumunda kalırım.

unutmak,kodese evrilmiş dünyada
telli duvaklı gelin değil.
bütün güzel şair abilerin annesi çay yapıyor,
benimki daha güzel yapıyorsa da
bu beni şair kılmıyor.
bütün şairler yalancıdır diyor eski bir kitap
yalan söylemeye doyamıyorum
bu beni yine şair kılmıyor.
acıyorum,ama unutmuyorum.
bir kitap borcun var bana.

ama üç sayfa ama beş sayfa
kuran versen olur,
üç kere öpüp alnıma değdiririm
tüm abdestlerimi birleştirip.
tüm abdestlerin bozulsa,
ruhunu tavaf etse yeryüzü örümcekleri
cehennemden cehennet beğensen,
unutma,hatırlatmak durumunda kalırım
ki bu çok yorucu olur
bağışla, bir kitap borcun var bana.

12 Haziran 2015 Cuma

sarhoş şahikası



Dedi sarhoş:


             Biri beni tutsun.Düşeceğim yoksa.Tutun Gogol aşkına.Düşeceğim ve kalktığımda hepinizi düzeceğim.Beni tutun iyi değilim.Simpsonlar aşkına güldürün ,götürün,kalemtıraş verin.Olacaklardan ben sorumlu değilim.Ve bıçak kör olursa mutlu olurum.Tutuk kalmam mı zayi tutkun olmam mı? Karar verin Neruda aşkına.Hepsine ağız dolusu küfürler fırlatacağım.Gömülü sandıklar bulacaksın.Doldurun Hacı Bektaş’ın aşkıyla.
              Bağıra bağıra söyleyerek banktan kalktı pezevenk.Gözüken götünü kapatabilmek için çırpındı ,pantolonu çekerken bile hem küfürler savuruyor hem de hala kırmızı kutulu birasına yapıştırıyordu koca ağzını.Pantolonunu çeke çeke siktir olup gitti.Ben dahil kimse de yokluğunu hissetmedik.Onun boşalttığı banka genç bir çift oturdu.Uzun ve kıvırcık saçlı çocuk , kızdan yaşça büyük görünüyordu.Onları izlediğimi farkettiklerinde tekrar bakışlarımı denize verdim.Sarhoşun söylediklerini düşündüm.Neruda’yı,Yavaş Yavaş Ölüleri,Pepetye’yi...Sonu yoktu.Sarhoşu düşünürken çok şeye saptı aklım.Sapıttığımı düşünerek zihnimi yanıltmaya,konuyu saptırmaya çalışıyordum.Çok uzaklardan bir müzik sesi geliyordu, aklıma Birhan Keskin düşüyordu.Ve biz barbarlar buna konuyu saptırmak diyorduk.Sapsa ne sapmasa ne olur.Sarhoş gecenin mevzusunu banklara sererek siktir olup gitmişti.Kahkahalarla önümden geçen kız sürüsü dikkatimi dağıtmaya yetmişti.Ezgiyi biraz daha duyuyordum şimdi ya da uyduruyor da olabilirdim.Bir balkan türküsüydü belki.Bir fırtına tuttu bizi deryaya kardı diyordu ve sonunu duyamıyordum.Denize odaklanmaya çalışıyor aklıma geçenlerde okuduğum bir şey takılıyordu:
         ''Köprüden geçerken denize bakıyorum,asfalt gibi.(Tam bu esnada turgut uyar geliyor aklıma- Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi- neden bilmem.)Simsiyah.Köprünün her yerinden bırakıyorum kendimi.Binlerce kere.Taksi ilerledikçe,arka kapıdan akın akın aşağı atlayıp,asfalta çakılı’yorum.Binlerce kişinin aynı anda köprüden atladığını düşün.Ve şimdi hepsinin ben olduğunu düşün...''
          Önce kendimden sonra şişko ve kel sarhoştan tiksinerek gecenin 3'nde büfe arayamaya
kalkıyordum.Kafamda hala sonunu getiremediğim başka balkan türküleri vardı ama sarhoşla aynı anda düşünmek işime gelmiyordu.Drama Köprüsü'nü Şiwan Perver'in ağzından,Baran Bari Gule Gule diyen bir Ruhi Su'yu hissetmeye çalışıyordum.Uçlarımı düşünüyor,uçlarımı yadırgıyordum.Aklıma babasıyla sadece ten rengi ve göbeği benzeyen dostumu getiriyor,babamla sadece bıyıklarımızın ortak olduğunu ve haline şükretmesi gerektiğini söylemek istiyordum.
         Naptığımı bilmiyor halde bir tekel bulup bira istedim,vermedi.Biri bana bira versin Danimarkalılar aşkına,olacaklardan ben sorumlu değilim naralarını atmayı düşünüyordum ki siyah poşetle  kendimi  üst geçitte farkediyorum.Takip ediliyormuş hissi ile sağı solu kolaçan ediyorum ,arkamı dönüyırum sadece bir kız çocuğu.Korku ile umursamama arasında giderken geldiğim yeri farkediyorum.Geldiğimi sanıyorum.Oturduğumu anımsıyorum bu bankta.Bir de şuracıkta bir çift.Kafamı kaldırıyorum banktan hiç kalkmamışım.Kafamı çeviriyorum sarhoşla aynı banktayız.Konyaaltına dönüyorum in cin top oynuyor.Anlamaya çalışıyorum,sigara ver diyor.Sorgusuz itaat ediyorum.Bana haklısın diyor ben tanımıyorum o dediğin adamları ama onların aşkına küfretme artık,al bir fırt diyor.
-siktir lan.


11 Haziran 2015 Perşembe

H.A.T.'tan Ot'tan


Bir kuşluk vakti,
balkonda oturuyorduk.
Sen maviler giymiştin,
omuzlarından dökülen saçların
usul usul uçuşuyordu.
O gün, Tanrı’nın kendine sorduğu en zor bilmeceydin sen;
ve ben, çözmek bana düşmüş gibi
sevinçliydim. Çekirdek çıtırtılarıyla
kırmızı iğde kabukları arasında
kaybolamayacak kadar güzel ellerin vardı,
parmakların her yana dağılan sorulardı
ve küçük değişikliklerle süslenemeyecek kadar büyüktün.

Piknik tüpünün üstündeki çaydanlık
fısıl fısıl kaynamaya başladığında,
caddeden tank homurtularıyla
trompet sesleri geliyordu.

Ötüşlerinin yarısını balkonumuza,
yarısını tankların üstüne döken
kuşlar geçiyordu çay tepsisinin
ışıltılı gümüşünden.

Çaylarımızı içmiş miydik o gün,bilmiyorum.Ben birkaç dakika,
birkaç saat, birkaç gün ya da
birkaç yıl sonra ayağa kalkmıştım
Gidiyordum, içimde bir bilmeceyi
çözememiş olmanın sıkıntısı vardı.


8 Haziran 2015 Pazartesi

Nuh'un Gemisine İki Bilet


Sen hiç düşlerini sorguladın mı,
ne bileyim dişlerini.
terse çevirdin mi hiç çakralarını.
kaldı ki öksüz de değilsindir
bana kalırsa ben de değilim.
sadece dişler mi gıcırdar.
fey seni tanıyorum.
hecelerin kaostan alıyor beni.
düşmekten düşüyorum
sanki helak kavmin affedilişi.
ve ezanı bekleyen amaçsız bir inançsız gibi.

fey söyle bana
bi çocuk ne kadar masumdur
ha işte o kadar masum değilim
ve ellerim hiçbir zaman o kadar küçük olmadı
senin ellerin küçüktür fey.
ve çocuk kadar masum musundur?
ellerim terliyor çoğu zaman
rüyamda yapayalnız bir akbaba
su da boğulmuştu bir kere çölünde.
bir taverna ezgisi mırıldan bana fey,
gökyüzüne çok şiir atfetmişlerdi,
bu senin olsun.
hep başrol isterler
bizim de misyonumuz figüranı olsun
bu ehemmiyetsiz turkuazın.
Ha fey, sirozdan gömerler beni
ölürsem senden evvel, geçi görmeden.
dua istemem, üzül, kâfi.
bana üzül.
kelimeler güçsüz,
kalem bitap düşmez.
hayat kısa bir bakışma değil mi?
ha fey,
nuhun gemisine iki bilet.
ölmeden.

4 Haziran 2015 Perşembe

ley-la dönerse

Sen bana anlat ben dinlerim.
İnandığın Hak üstüne yemin ederim,
dinlerim.
Susarım 467 gün 
Bana anbean anlat diye.
Soyut anlaşılmazı anlatma.
Somut gerçeklikleri add skip.
Bana android rüyalardan bahset,
Trendtopic yalanlardan.
Roboskiden,Rojavadan belki Lice belki Kobane'den.
Bana dili için direnen insanlardan bahset iyisi mi.
Ölüler konuşamaz bir direnişin faili meçhullerinden,
cumartesi annelerinden.

ya da boşver yahu
anlat,naptın,nerdeydin?
Yediğin içtiğin senin olsun ,
gördüğünü anlat bana kapalıyken gözlerin.

u-mutsuzun şiiri

Bana günü anlat.
yokluğumun yokluğuyla beslenen,
öpüşmemiş dudaklarının
kanı akmamış teninin
Ankara ayazında ürpermesinden bahset.
Yağmurlu bir günün karanfil sokağından
olmayan kokusunun tadından güzel olan oraletten.
Bir devrim sabahının
 akdenize açılan gözlerini anlat.
Ruhum daralmış,bana göğsünü ger
tüm çıplaklığıyla.
Varlığının acıttığını unutma!
yokluğun tevazu biraz , anlatma.

sana serilen halıya basma,
kirlisindir belki,belki kapkara.
Ordan anlat,uzaktan,uzaktan,
bağırmadan.
Bana kayıp seneden bahset.
Ben uzaktım, sen tuzak.
ben tuzaktım, sen uzak.
U-mutsuzu unuttun mu?

absürd kaçış


Satır başlarını önemsemez oldum kaç gündür,
çaydan öte kahve var içimde.
sigaradan daha çok puro kokusu ve dumanı.
tersim ters, soyum pers bir yağızım ben.
Surlarıma şişman düşmanlar yanaşmış,
deşifre olmuş şifresiz şizofreni  elfeneri gibi.
tabularına hapsolmuş,tapusuz köy muhtarı;
ve hatta cemal-i nurunun 
teoloji içermeyen anarşist manifestosu kayıp.
Devletimin bekasını gözetmeksizin, 
gez göz arpacık demeden
namert değil enstrümansel yiğitlikle 
göğsünü gererek 
tokatlayarak toplumcu gerçeklik içeren cümleleri
ve izmariti ansızın düşecekken marlboranın 
vurulmayacağım,
kaçacağım kurşunlarından ideolojilerin.
Trigonometriyi anlamadan 
ki zaten kozmozdaki görevimi tamamlamadan
bir mikro kozmozla tehdit etme beni ulu varlık.
aşina olmadığım rüyalara adaptasyon sorunu yaşarken 
kriminal yalanların demokrasi kavgasında vuruşmayacağım, 
kaçacağım.

gösterme ellet

Maziye gömülü terk eylenmiş,
sevinci kalmamış,
hüzünü dağlara kaçıp
eşkıyalara sığınmış kutsal kitabınla
korkutma beni. 
Leylanın mecnuna gösterdiği şeyi gösterme bana. 
Rüşvet istemiyorum.
Hava çok karanlık 
üstelik sis var anıtkabir üzerlerine doğru. 
Tanrı zorlama , zaten tuvaletim geliyor,
 salacağım yarına.

absürd-iz-ma


Bana güzel yalnızlıklardan  bahseden;
sinirli akşamları
anlattı bir sabah evimi basan ahmak.
Sakinleşti sonra gitti.
hani bir rüya ya da ne bileyim karabasan edasında
En olmadı serap deyip geçerim nane limonla.
Ama sen şarap de çiçeğim.
Bana de ki seni bir yudumda fondip edeceğim.
Zihnimde Roboski’ye açılan bir damlasın hipofiz bezimden.
Liebniz’in monadları gelse adaletini sağlayamaz
içinde bulunduğumuz karma-şıklığımızı
-anne şair olmak istemiyorum.
-anne yazı yazmak istemiyorum .
-anne felsefe okuyorum ama düşünmüyorum .
-bilgin olsun!

absürd yokluk

büyümenin ardında bıraktığı kükürt kokusu.
yoksun,olmadın evvelden bu yana.
bak ters dönüyor şişeler;
yoksun isadan önce kalma çaputlardan çadırımda.

huzursuz yazlar atlattım,
kemal sunal'sız filmler...
ve ne acı neşet ertaşsız günler yaşadım.
özgürlük nidalarıyla bandistasız eylemler yaşadım.
sensiz gecem yok uzun zamandır üzülme,
on liralık şarabın verdiği tatla seni andım
en terbiyeli gün ve düş hecelerimde.

yanlış yapıyorum,mahsun-i'siz olmuyor,
anektodlar birikti tütün çarşaflarımda.
bir cebimde lekeli kağıt maskeler gaz kokulu;
bir cebimde seni acıttığım kalem kırıkları.
kafam karışık üzgünüm Leyla.
belki de 
tanımadığımız milimalist kızın söylediği kadar hissettiğim
'Zeki Müren benim babamdı.
Alın size en büyük Devrim ! '

niçelerini görmüşlere


Uykunun gözüne de vurmuşluğum vardır elbet , ebedlerde.
ol ırak , kronolojik bir resmiyet var dilinde
eğitimin anarşi üstüne zulmü varsa ki 
bu zilfikar ağlamaklı...
Ruhun bozgun alp zaferini kaybettiği malum 
yan gelip yatan zaten nietzsche. 

Dar ömür belirgin sömürü,

katran lav sardı bu hayvan türünü. 
Ruhum allak bullak;
asayiş koptu elden.
Bir o kadar revolution sesleri camlarda 
her yer a.c.a.b. her yer iklim felsefesi
yan gelip yatan ben değilim,vallahi nietzche.

agnostik masal

Sana dair;
kelimelerin şafağında
haznemi zorluyorum,
alacakaranlığın otizm yankısında.
yarına çocuklar ölüyor Rojava’da.
Seni düşünüyorum sevgilim,
Lice’de ölüm tacirlerine direnip ölürcesine.
Seni düşünüyorum sevgilim.
Ve sana dair 
yarına güzel umutlar besliyorum;
                                       çayır yeşili… 

mahfuzun evveliyat-ı



Kadın sussa taşlar yerine otururdu
ayazında ısınır ankara susup tebessüm etseydi kadın ..
susup nefret etmeseydi kadın
erkek üşümezdi 96’lar köprüsünde..
Kadın sussa kar korkutmazdı adamı.
anılar hep güzel kalsaydı kadında 
kalorifer peteği soğumazdı merkezi sitemin 00:00’nda .
kadın sussa ,ane brun başlayacak mırıldanmaya 
kadın sussa okunacak bağıra çağıra  mr. Süreya .
kronolojik hatalı kitaplar çıkmayacak ;
velhasılı ile başlayan cümleler pikaptan okunacak .
kadın sussaydı yolsuzluk(!) bitecek gibiydi o gece ..

kadın sussa terakki perver ile faiz lobisi 
zoolojik yanı kalmayan coğrafyalarda dost ilan edileceklerdi ,
kadın susaydı kelimeler dökülecekti hecelemeyen  bir ilk okul piçinin okuma fişine ..

kadın sussaydı , hepiniz güzel kalacaktınız kadınlar !

tamam inandım

Tanrının varlığı
yokluğundan daha belirgin 
dedi kadın.
Varlığı anlaşılmayacak kadar karışık değil ki .
dağ metaforu ,
inek metaforu ...
Konuştu da konuştu .
Güzel olmasa çoktan kalkardım masadan da 
şimdi allah var (!) çok güzel kadın.

çetrefilli şiir

    
çığlık(lar) var
gecenin en koyu beyazlığında ,
ne sen haykırıyorsun ne ben.
ses uzaklardan , çok uzaklardan.
ses koyu anlatmadıklarından.
sanki utanıyorum gece sevişmelerinden.
ne mutlu  ne de mutsuzum 
sadece tedirginim şu öpüşlerinden.
ne nazımın gönül pervasızlığı,
ne şirince’nin şurubumsu yanı ..
karışmadı aklım , hala yürüyorum .

biraz halü,biraz ezan

  
 
Tropikal ahiret benimkisi ,
biraz ananas ,biraz hurma.
sufi de değilim.
biraz Cuma , birkaç bayram.
rüyada da değil hani 
biraz halü , biraz sen..
ah sen ki ,
sen ne gerçeksin!

aynaya ayran dökülmüş

Ulan ayna lazım!
arkaya dönük rüyarın ayıklayamadığı tersler
ulan bana 216 lazım 
yaşım erken 
saçlarım geç
ulan tarak lazım- değil- 
erkekliğini kaybetmiş bir bıyığın mahiyeti nedir 
ulan bana bahane lazım.
yalan yok , vallahi iyi oldu
tarlam ota bağladı 
baba bana tırmık lazım
kanım donuyor 
 yoğurdum cıvıdı
libidom zirvede ulan 
ulan gözlerim kamaştı 
bana güneşin lazım ..

subliminal aşk

Güldün,sonra döndün.
İçimde asırlardan  öte,
takiyenin dibine vurmuş
subliminal bir aşk.

Yaksam bir türlü ,
söndürmeye Niagara şelalesi.

Sende bir şey var,
sende ben var.
Sende bir Missiphi.
İçimde sana Himalaya 
                                   kadar.

3 Haziran 2015 Çarşamba

depozito ayrılığa dahil

                                       
           Saçlarım hoyratlığın zirvesindeydi.Allah’tan sakalları kestim yolculuk öncesi.Bir de onun hoyratlığını kim fizibilite edecek allasen.Tevekkülü bilinçsizce eyledim ve kuşları hayatım boyunca hiç sevmedim.Kuşlar çirkin ve hep açlar.Üstelik hapsetmediğin her kuş uçar.En azından Ankara’da böyle.Ankara hep pis çünkü kuşlar Ankara’ya daimi ve formüle edilmemiş bir acitasyonla Allah’ın her günü sıçıyorlar.Üstelik gayet sevimsiz piç kuruları.Kuştan kaşa seyrimi değiştiriyor fakat Ankara’da bütün hayallerimi depozito olarak bırakmak ağrıma gidiyor.Kuşlar depozitoya da sıçacaklar.Çözümü yok ki.Gözümü kapatıp transa geçmek istiyor fakat kuşlar dikkatimi dağıtıyor.Seçim otobüslerine sıçmıyor olmaları kuşların karaktersizliği.Her yerde kuş kokan  samimiyetsiz ve tutkulu bir bok yığını vardı.Şimdilik sadece Kuğulu bok kokuyor ama elbet taşacaktı zamana.
                İlk geldiğim yıllarda termosta çay satan geveze ve layakt adamlar dolanırdı Kuğulu’da.Sahi nerdeler?Bana kalırsa kuşlardan bıktılar ve kaçtılar.
                Aptallık sürüyle anılır olsa da bireyciliğin hiçbir önemi kalmamış,birey her saniye topluma mal oluyordu.Her dakika birey farketmeksizin mala dönüyordu.Yanlış şeyler vardı ve bu asla hissedildiği halde önlenesi ve öğrenilesi bir durum olmuyordu.Öve öve bitiremezdi saygıdeğer abilerimiz  Ankara’yı.Abiler affedin,Ankara’da her  şey  bok oluyor istemsiz.Ve ne kadar karşı çıkarsan çık şey ayrı yazılıyordu.Şey ayrılığın ve acının demirbaşlarındandı.Her giden sana sadece ayrı yazılacak bir şey bırakıyor Ankara’da.
                Biz gelenekçiler bu ayrı yazılan şey dahil bütün ayrılıklara karşı çıkarak sevdaya dahil etmiyorduk.Ankara’da bütün sevdalar hazin bir ölümün kaldırımlarda salyalarla izlenmesi ile bitiyordu.Üstelik  kaldırımlara kuşların sıçmadığını iddia edecek bir akl-ı evvel de tanımıyordum.Kuş beyinlerimizle biz de kaldırımlara kusuyor ve bunu hergün istisnasız nöbetleşe yapıyorduk.
                Ne Cem Karaca ne Orhan Gencebay ne de Bob Dylan bizi anlamıyordu.Biz şeyleri şarkılara itelemiş,göz kapaklarımızla içiyorduk.’Öyle de delikanlıyım’ seslerini duymazdan gelip delikanlılığında Ankara’da bıraktığımız depozitoya dahil olduğunu biliyorduk.Rüzgar hızını itelenmiş tüm şeylerden sonra sabitlemişti.Bütün hüzünler  tozu topraktan ayırıp ekonomik bir hızla üstümüze siniyor ama biz , bunun altında kalmadan şeyleri sinemize çekiyorduk.’Siz de öyle delikanlısınız’ diyen seslere kulak asmadan.
                Dumanı bile daha toy artık tüm sigaraların.Sigara önemsiz,bira önemsiz,şehirde önemini yitirmemiş bir şey kaldıysa bu da ağızlardan düşmeyen küfürlerdi.Niye küfür eder bu insanlar?Amlarına koyayım onların,çok ayıp ediyorlar.
                Ne Ahmet Kaya  ne Mahsun-i  Şerif ne de Neşet Ertaş hiç bir özgün müzik tutamıyordu bizi Ankara’da.Barınmamak için iğrenç nedenlere bürünmüş neredeyse ortadoğunun bütün lirizmine epik bir bakış fırlatıyorduk.Bu derdi bitmeyecek havanın üşütmesi beni kendime getirmiyordu.Anlam veremiyordum ergonomik inanmışlıklara.Ah Muhsin’in dediği gibi ‘gidişini başka türlü açıklayamıyorum.’
                Yollarına hasretle...

1 Haziran 2015 Pazartesi

Nuh'a Serzeniş 8

Bir garın gelmeyecek yolcusu,ve gelmeyecek yolcunun bekleyeni yaşanmış ama var olmamış bir hikayedir.Bir cümledir,okunmadan bitmiştir.

Nuh'a Serzeniş 7

Beynime taarruz eden tüm soruları tek tek  yontup gelecektim.Her soru için bir gülüş bedel-kayıplı-.Bir yolun sonu boynuyla sebebsiz bükülecek.Unutulmaya yüz tutmamış patika, düpe düz hiç varolmamış.Teknoloji içerikli kağıt parçaları yol kenarında şiir paçavralarına meydan okumuş,otun umudu sığırlar gelmeyecek,ayyaşlar işemeyecek.
Subliminal avuntulara çok önce soğukta inandım ,Zorundaydım,üşüyordum.Sigarayı dilinde ,çakmağı kirpiklerinde bıraktım.

Nuh'a Serzeniş 6

varolan bütün plastikleri mideme indirme çabasıydı sana martılığım,yoksa kafana sıçmam söz konusu değil.

Nuh'a Serzeniş 5

Her şey kadar.Herkes kadar.Oturup sayamam,kalkıp hesap edemem.Çok değil yarım senelik bir yüz gibi dursa da çillerin, çocukluğumda ki diz kanamamla hatırlıyorum muzur gülüşünü,domuz deyişini...

Nuh'a Serzeniş 4

        Şimdi tüm zamanların dışındayız sevgilim.Ulaşılmış en büyük hazza ulaşmış-yokluğu tenefüs ediyoruz.Bir arak eşlik ediyor suni yazgıya.Bütünüyle kapanmış,sarhoşluğa acı bitap biat ediyoruz.Bi attı istediğimiz,o da yazgıya azledildi.Tüm zamanların dışında ,tüm varlıkları reddedilmiş,önemsizlikleri atfettiğimiz,biat etmediğimiz varlıklar bütününe ilerliyoruz.Bütün hapsettiğimiz çakmaktaşlarına inat,kıçımıza sürterek yakıyoruz sigaramızı, kaygısız..
        Darmadağın yaşayıp gelip, darmadağın sevmişiz.Ö(y)lesiye.Öldük ve düştük.Düşüp ölmek akıllandırırdı bizi.Biz ölmeden düşmeyecek kadar dik açıyla baktık güneşe.Griydi, güneşlendi şehir biz ölünce.Isıtmıyor ve ısıtmayacak , inancım tam.Tüm uçlarıma üşüyorum sevgilim.Ölümsün perdelerime tüm zamanların dışında.Tüm zamanların dışında ayyuka çıkmış bir masada öyle böyle değil, çok ağırıyorum.Oysa sen tüm güleçliğine anaçlığını katıp, yudum yudum ahlıyorsun...
        Hangimiz kandık bu yaz yağmuruna sivil bir akşamüstü aşkında?Hangimiz daha dışındayız masanın,hangimiz azle kabuledilmiş,türetilmemiş bir kelimeyle ömre yol biçtik.Tüm zamanların dışında hasretle.
 

Nuh'a Serzeniş 3

          Sürüp gidicek her şey yine.Öncesi gibi,sonrasına özlem duyar gibi.Ağlamaklı,öfkeli,suskun.Her şey boşlukta sallanacak ve biliyorum tutunmak ayrı bir sevda , ayrı bir gidiş.Candan can alacak.Sersemce ve kasvetli düşüneceğim,uzun süre son dokunuşunun son olduğunu bilerek gelmeni ahımı koyacaksa da yanına,yanımda kalacaksın-karışacaksın harmanıma.Ne ilk ne de son son kalacak burnunun kızarıklığı ve ellerinin soğukluğu.Taban tabana zıt bir yalnızlık kemirecek dudaklarımı.Yalnız ve mağdura maruz kalmaktan korkarak titreyeceğim.Öncenden kopan fırtınalar, sessiz ve çıldırasıya inleticek.Ama öyle ama böyle mutsuz kalmak ve kılmak adına dedüktif nihayetler arayacağım uğruna.Tersi ters, soyu pers bir yağızken,düştüğüm -ayrı ve apansız- bir varsayımmış, anlayacağım.

Absürd Efemerid

        Görmemek adına önce telefonu ters çevirdim.Yeni bir sigara yakmamak için çakmağı terastan atmayı düşündüysem de, bu sigara içme isteğimin önüne geçebilecek bir önlem olmadığı için vazgeçtim.Vazgeçişler kolay ve anlıktır ama anlatılamaz.Döktüğünüz dillerin hiçbir önemi yok ve toktur.Kafamda kurduğum o afilli ve gururlu intihar mektubu bu olmayacağa benziyor.Şimdilik biraz daha yaşayacağım belki biraz daha.Biraz daha zihnimdeki efsaneyle yaşamam kötü bir şey sayılamazdı ve ben hala ayrı yazılan şey kadar içi boş bir küvette duş alıyor taklidi yapan kadına aşıktım.O çırılçıplak gülüşünden her şiirde olduğu gibi yine efsaneler dökülüyordu.Belki pilli bebek belki boğazkere.
Çalan şarkı yok oluş fikriyatını sandalyelere işlemişçesine utangaçtı. Her sandalye topal her sandalye terk-i diyardı.Sandalyelerden kağıt olmaması onların kadar benim de kafamda hem soru işareti hem de hüzün çanları çalıyordu.Hüzün seni çağrıştırıyordu ve ben çok zorlanıyordum.Aldığım bütün ahların beni ağlatmaması ,boğazımda yutkunmaya çalıştığım şehri unutturmuş en uzak ve en yakın arasında sadece bir nefes olmasını anımsatmış, satır aralarına şehri sürüklemişti.
        Sabit fikirlerin bir önemi yok ama fikirlerin değişken olması ve bunun savunulması ahmakçaydı.Hiçbir fikir sabit olmadığı kadar değişken değildir.Bunun ne sadece çelişki ne de amansız bir çelişki olduğunu söylemek daha ahmakçaydı.En az yanmış kaşarlı gözleme kadar saçma.
        Ben seni düşünmemek için uzaklara dalıyor, seni uzaklarda hayalediyordum.Dibimde biten şişe melankoli kokuyor,şişe melankoli damlıyordu.Buna rağmen iyiydim ve çok emindim ki bu konuda yanılıyor olabilirdim.Şişe melankoli dinliyor ben umursamamak için bir an önce tüketmeye çalışıyordum.Sokaklar kadar içtikçe şişelerde denize çıkıyor ve bu ümit vermiyordu.Düşünmem ve uğraşmam gereken çok şey varken altın saçlı down sendromlu dünya güzeli için kendime Tanrı'yı dert ediniyordum.Titrek sesli herifin  söylediği şarkı sol çaprazımda rakı içen herifin gözlüğünü titretiyordu.Şarkı bununla gurur duyuyor olsa da bu beni üzüyordu.Ama kalkıp adamın gözlüğüne müdahale edecek hiçbir gücüm yoktu.Görünüşe göre herif bunu tesadüfe yoruyordu.Zihnime bir fotoğraf düşüyordu ansızın.Mutsuzluk...
        Aramızda duran onca mesafeye-duran diyorum duran- rağmen türküde-şiirde dalga dalga hissediyordum.Seni,saçlarını magusa limanında salınırken görüyor-kaşlarının her zamankinden daha da yok olduğunu farkediyordum.Tesbihimin imamesi kaybolmuşcasına kaç gündür cebimde ağlatıyorum.Sıranın bana gelmesi çok sürmeyecek biliyorum.Normale döndüğüme inandığım gün tekrar geleceğim.Normal bir insan olarak gelip yine normal bir insan olarak fakat anormal duygularla gideceğim.
Öfkem yaşadıklarına, yaşattıklarına.Bilmiyorum ne denli anladın ne denli anlayacaksın beni.Metafiziği siktir etmiş,gelecek kaygısı güden fakat bunu bir o kadar umursamayan bir adam olarak tekrar söylüyorum benimle misin, inan tek hece fikrim yok ama mutsuz olalım.Var ol da ,bunu bileyim de tekrarlayarak mutzuzluğumuzu, dikey ve yatay mutsuzluğu kıskandıracak ölçüde mutsuz olalım.
       Titrek gözlüklü herifin titremesi bulaşıcı bir hastalık gibi bana bulaşmıştı.Savunma mekanizmam ağlamanın cinsiyet değil niyetle alakası olduğunu yazdırıyordu ve birazdan kuduracaktı-deniz-..
       Murat'ın yalnızlık üstüne yazdığı ve yazacağı bütün şiirleri sikeyim.Menekşe kokusuna bile siktir çekmiş modda ve hatta iğneyi iplikten geçirmiş olmanın gururuyla yokluğunu karıştırmış,kanıma en ağır, seni en çok sen hissettiren materyalin, Ogit’inde boğulmuştum.
       Ezginin hangi dilde olduğunun bir önemi yok.Türkçe kullanarak bütün azınlık dillerin ağıtlarında besledim ben sislerimi ve asla batı müziğine bırakmadım sonumu.Ve sarhoşluk veren her şey ne kadar haramsa bu sikilmesi zorunlu olan ayrı yazılacak şey kadar umurumda taşıdım umudu.Ne de güzel çocuktur bana kalan onca şey altından.Öyle kalsın.
Halaybaşında bir yalnız başı çekerken masada ne de kalabalık kalmışım.Her şey olağanca ağırlıyla masaya hamlelerle kül çırpıyor ve her şey gibi senin eksikliğin beni bu harama bir dini bütün gibi acımasızca alıştırıyor.
Her şeyden önce insan olmaktan önce sana taşan bir çocuğum ben.Ve bunu ebediyete taşımak gibi bir çocukluk var tohumlarımda.Ne bir mektup ne bir serzeniş.Sana değil; ümitsizliğime,halay çekmeyi bilmememe ve Ahmed Arif’e yenildim ben.
Ölümün dibindeyim ve sancağın düşmem için yeterli değil.