1 Haziran 2015 Pazartesi

Absürd Efemerid

        Görmemek adına önce telefonu ters çevirdim.Yeni bir sigara yakmamak için çakmağı terastan atmayı düşündüysem de, bu sigara içme isteğimin önüne geçebilecek bir önlem olmadığı için vazgeçtim.Vazgeçişler kolay ve anlıktır ama anlatılamaz.Döktüğünüz dillerin hiçbir önemi yok ve toktur.Kafamda kurduğum o afilli ve gururlu intihar mektubu bu olmayacağa benziyor.Şimdilik biraz daha yaşayacağım belki biraz daha.Biraz daha zihnimdeki efsaneyle yaşamam kötü bir şey sayılamazdı ve ben hala ayrı yazılan şey kadar içi boş bir küvette duş alıyor taklidi yapan kadına aşıktım.O çırılçıplak gülüşünden her şiirde olduğu gibi yine efsaneler dökülüyordu.Belki pilli bebek belki boğazkere.
Çalan şarkı yok oluş fikriyatını sandalyelere işlemişçesine utangaçtı. Her sandalye topal her sandalye terk-i diyardı.Sandalyelerden kağıt olmaması onların kadar benim de kafamda hem soru işareti hem de hüzün çanları çalıyordu.Hüzün seni çağrıştırıyordu ve ben çok zorlanıyordum.Aldığım bütün ahların beni ağlatmaması ,boğazımda yutkunmaya çalıştığım şehri unutturmuş en uzak ve en yakın arasında sadece bir nefes olmasını anımsatmış, satır aralarına şehri sürüklemişti.
        Sabit fikirlerin bir önemi yok ama fikirlerin değişken olması ve bunun savunulması ahmakçaydı.Hiçbir fikir sabit olmadığı kadar değişken değildir.Bunun ne sadece çelişki ne de amansız bir çelişki olduğunu söylemek daha ahmakçaydı.En az yanmış kaşarlı gözleme kadar saçma.
        Ben seni düşünmemek için uzaklara dalıyor, seni uzaklarda hayalediyordum.Dibimde biten şişe melankoli kokuyor,şişe melankoli damlıyordu.Buna rağmen iyiydim ve çok emindim ki bu konuda yanılıyor olabilirdim.Şişe melankoli dinliyor ben umursamamak için bir an önce tüketmeye çalışıyordum.Sokaklar kadar içtikçe şişelerde denize çıkıyor ve bu ümit vermiyordu.Düşünmem ve uğraşmam gereken çok şey varken altın saçlı down sendromlu dünya güzeli için kendime Tanrı'yı dert ediniyordum.Titrek sesli herifin  söylediği şarkı sol çaprazımda rakı içen herifin gözlüğünü titretiyordu.Şarkı bununla gurur duyuyor olsa da bu beni üzüyordu.Ama kalkıp adamın gözlüğüne müdahale edecek hiçbir gücüm yoktu.Görünüşe göre herif bunu tesadüfe yoruyordu.Zihnime bir fotoğraf düşüyordu ansızın.Mutsuzluk...
        Aramızda duran onca mesafeye-duran diyorum duran- rağmen türküde-şiirde dalga dalga hissediyordum.Seni,saçlarını magusa limanında salınırken görüyor-kaşlarının her zamankinden daha da yok olduğunu farkediyordum.Tesbihimin imamesi kaybolmuşcasına kaç gündür cebimde ağlatıyorum.Sıranın bana gelmesi çok sürmeyecek biliyorum.Normale döndüğüme inandığım gün tekrar geleceğim.Normal bir insan olarak gelip yine normal bir insan olarak fakat anormal duygularla gideceğim.
Öfkem yaşadıklarına, yaşattıklarına.Bilmiyorum ne denli anladın ne denli anlayacaksın beni.Metafiziği siktir etmiş,gelecek kaygısı güden fakat bunu bir o kadar umursamayan bir adam olarak tekrar söylüyorum benimle misin, inan tek hece fikrim yok ama mutsuz olalım.Var ol da ,bunu bileyim de tekrarlayarak mutzuzluğumuzu, dikey ve yatay mutsuzluğu kıskandıracak ölçüde mutsuz olalım.
       Titrek gözlüklü herifin titremesi bulaşıcı bir hastalık gibi bana bulaşmıştı.Savunma mekanizmam ağlamanın cinsiyet değil niyetle alakası olduğunu yazdırıyordu ve birazdan kuduracaktı-deniz-..
       Murat'ın yalnızlık üstüne yazdığı ve yazacağı bütün şiirleri sikeyim.Menekşe kokusuna bile siktir çekmiş modda ve hatta iğneyi iplikten geçirmiş olmanın gururuyla yokluğunu karıştırmış,kanıma en ağır, seni en çok sen hissettiren materyalin, Ogit’inde boğulmuştum.
       Ezginin hangi dilde olduğunun bir önemi yok.Türkçe kullanarak bütün azınlık dillerin ağıtlarında besledim ben sislerimi ve asla batı müziğine bırakmadım sonumu.Ve sarhoşluk veren her şey ne kadar haramsa bu sikilmesi zorunlu olan ayrı yazılacak şey kadar umurumda taşıdım umudu.Ne de güzel çocuktur bana kalan onca şey altından.Öyle kalsın.
Halaybaşında bir yalnız başı çekerken masada ne de kalabalık kalmışım.Her şey olağanca ağırlıyla masaya hamlelerle kül çırpıyor ve her şey gibi senin eksikliğin beni bu harama bir dini bütün gibi acımasızca alıştırıyor.
Her şeyden önce insan olmaktan önce sana taşan bir çocuğum ben.Ve bunu ebediyete taşımak gibi bir çocukluk var tohumlarımda.Ne bir mektup ne bir serzeniş.Sana değil; ümitsizliğime,halay çekmeyi bilmememe ve Ahmed Arif’e yenildim ben.
Ölümün dibindeyim ve sancağın düşmem için yeterli değil.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder