17 Eylül 2015 Perşembe

kördüğümlü şiir



Hangi yatırılmamış aidatın faturasıyız
hangi asma kapıdır tekmelenmeyi bekleyen
çürüttüğümüz elma ne kokuyor ki şimdi sana
bizi korkutan ölüm değilse ne
ansızın intihar fikriyle uyanmıyor muyuz
ansızın zehirlenmek arzusuyla uyumuyor muyuz
hangi çölde üşüdük de yorganımızı bedeviler yaktı
hangi çöldü bedevilerin kutup ayısı düzdüğü.
hangi düzlükte tırnaklarını kestin rızanla.
 tükürdüğün duvara uyar’ı kazımışlar
oysa biz süreya’cıyız cancağzım
ahmed arif kadar yoksul yaşamadıksa da
bir o kadar sevdik ankara’yı.
bir heykeli dikilmeyecek kadar küçük henüz loblarımız
ve asla bitmek bilmeyen laglarımız.

hangi kahvenin içilmemiş oraleti
oynanmamış tavlasıyız.
hangi kadehte kaybettik tesbihin imamesini?
katılıyorum sana;
zaman ve toplumdu bizi bize kıran ve
bir  o kadar kılan.
bir geminin içinde sakarya caddesi sularında
soğuk bir ayaz.
hangi cepti ki ellerimizin sığmadığı.

kurumadık daha biliyoruz
hala tabakaya koyulabilecek tatta tütünüz
hangi çarşaftır bizi reddecek.

hangi acıya acı diyebilirim ki
cizire de gömülmeyi bekleyen soğuk cesedi bildikçe
hala slogan atan ölü çocuklarımızı duyarken
hangi umuttan bahsedeyim.

yani diyeceğim şu ki
hangi belirsizlik içinde doğduk biz
hangi filozoftu tanıdık çıkan
biz yalan dolanla avutulmuş
bir jenerasyonun yeni yetme yunuslarıyız
diyemesem de avun bunlarla.
biz yalanlarla avunmayı iyi biliriz.
neylersin ,
insan olmak  tabirsiz kalmaktır.

her geçen gün
tüm çıplaklığı vururken yüzümüze
nasıl da hala idealist hala güzeliz
baksana
sokağa.
turkuaz çemberimizin dışına çıkamıyoruz
çıkmıyoruz
çıkamayacağız
tüm ezgilerin anısına yine sokağa
hep sokağa
hep yalancı
hep avunmuş
hala titrek
belki korkak
ama eğik
ama dimdik

belki sevişmeyiz bir daha
da
sahi hayat kısa bir bakışma değil mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder