Taraması henüz bitmiş saçlarını gördüm gece,
pencerenden bir hoşçakalı unutmuşçasına
menekşene bakıp gülümsüyordun.
Acı bir tarafa da
bu hikaye zamansız sonlanmış,
tabutlarından bir lübnanlı mırıltısı duyuluyordu.
Her hikaye muazzam bir sonla bitmelidir.
Bir paltonun en ince ayrıntısı ,
sebebsiz bir şala değmelidir.
Belki öksüz,
belki yetim.
Beyaz yakalının başıyla selamladığı
kızın sahip olduğu kadar umarsızlık
tıklım tıklım cüzdanlara sıkıştırılmış,
ah bu ben diyen Mazhar Alanson
bugün selam vermeden yoluna devam ediyordu.
hava kararmadı daha.
gemiyi gördü. ağladı.
ağladım.
bana ağladık en çok
gemi alabora oldu gözyaşlarımızda.
Tabutlardan kopmuş,
Ağustos'un samanlarını ateşe veriyorsun korkakça.
Tavuklardan korkmuş,
yaz bulutları çiziyorsun bir kitabın kapağına.
Özlemekten hep korktun,
sakladın onca zaman.
Zamandan bir avuç su içmiştin de
doyumsuz demiştin şaraba.
sustum.
hava karamış,gitmişti.
ağlamış,ben artık bitmiştim.
biliyordum.
biliyor olmak yetiyor
ırgatlığı tükenmez bu mesel'in.
taşıyacaksın.
Ve hala biliyorum.
Şimdi
o pencerede
yalnızsın,
menekşenle susuz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder